https://www.highrevenuegate.com/pqxbdf5xa4?key=0fa5a3e34ecb571364a40d5443900081

Misafir Yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Misafir Yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2015 Cumartesi

Faceless Yazısı

  1980’ler Jesus Franco için porno filmler, düşük bütçeli komediler, gizem filmleri ve aksiyon filmleriyle geçen bir birinden ucuz ve benzer senaryolara sahip filmlerle dolu. Ancak 1987 yapımı Faceless’ı ayrı bir yere koymak gerekir.

Fransız yönetmen Georges Franju’nun birçok uyarlaması yapılmış Les yeux sans visage ya da Eyes with out Face adlı filmden esinlenen Faceless aynı zaman da Franco’nun karanlık dünyasının bir bütünü olarak karşımıza çıkmaktadır.

1962 yılında yine Eyes with out Face filminden uyarlanan bir diğer Jesus Franco filmi Gritos en la noche ya da The Awful Dr.Orlof’ ile bağlantıları bulunan Faceless, erotik öğeler içeren vahşet sinemasının güçlü bir yapımı olarak dikkat çekmektedir.

  Tabi ki filmin senaryosunun uyarlandığı Eyes with out Face’e göre daha karanlık ve sadistik. Jesus Franco’nun bu durumda etkisi olmasına rağmen dönem koşulları da buna etkili.  Gösterişli hayatlar, mucizeler yaratan bir doktor, çarpık ilişkiler yumağı klasik bir burjuvazi hayatı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Genç ve güzel bir kadının yüzüne kezzap atılması sonucu yüzünü kaybetmesiyle başlayan film 98 dakikalık seyir süreci boyunca Doctor Flamand, Nathalie ve Ingrid Flamand arasındaki sapkın, kirli ve suç dolu dünyayı resmetmektedir. (Açıkçası tüm film boyunca başlarına bu talihsiz olay gelmeden önce bu üçlünün nasıl bir yaşam sürdüğünü merak ederek geçirdim.)

Filmde karşımıza çıkan ilk unsur yüz yani personadır. Yüzlerimiz, organik maskelerimizdir. Sosyal hayat içinde duygu ve düşüncelerimizi dışarıya aktardığımız yansıtma ya da ifade araçlarımızdan biridir. Daha şematik bir ifadeyle dış dünya ile ego arasında yer alan ve uyumu sağlayan olarak da tanımlanmaktadır. Bu doğrultuda yüzünü kaybeden Ingrid Flamand karakteri bir nevi zırhını kaybetmiştir. Filmde genç kız güzelliğinin kaybetmesi üzerinden ilerlemektedir. Oysaki kaybettiği sadece güzelliği değil aynı zamanda hegemonya sonucu sosyal statüsünün getirilerini de kaybederek istenmeyen haline gelmektedir.

Filmdeki bir diğer dikkat çekici unsur ise Güce tapınma olarak karşımıza çıkar. Dr. Frank Flamand filmde güç sahibi, mucizeler yaratan bir karakter olarak boy göstermektedir. Buradaki bağlantıyı güç ve güzellik üzerinden arzu ve istence bağlamak uygun olacaktır.
Tüm bu anlatılar ise klasik çılgın doktor anlatısı üzerinden yapılmaktadır.


Yazısı için Lord Magius'a teşekkürü borç bilirim

27 Şubat 2014 Perşembe

Prince Of Terror

1980’lerin sonlarına doğru İtalyan korku sineması duraklamaya başlamıştım. Buna neden olan ekonomik durumlar dışında Hollywood sinemasının dünya sineması üzerinde kesin hâkimiyeti tescillenme başlamıştı. Artan maliyetler, değişen toplum düzenleri, Berlin duvarının yıkılması gibi birçok etken İtalyan korku sinemasının hızını kesmişti. Yönetmenler bütçe edine bilmek için televizyon filmleri çekmeye başladılar.
Dönemin en tüm büyük yönetmeleri bu yola başvurdu. Çeşitli İtalyan kanalları için yapılan dizi-film çalışmaları parmak ısırtan cinstendi. Bence televizyonun seyir kalitesi artıran işler. Bu işlerden biride 1989 yılına ait Prince of Terror.

Büyük sinemacı Mario Bava’nın oğlu Lamberto Bava’nın yönettiği film, o dönem B-film yapımcıları için cennet olan Filipinler’de çekilmiş. Kamera arkası ekipteki en dikkat çeken isim ise  Ferzan Özpetek .
Muarizio Ponzi’yle çalıştıktan sonra Lamberto Bava’yla yola devam etmesi onun için kuşkusuz eşsiz bir deneyim olmuştur.

 Filmdeki diğer dikkat çeken kişiler ise İtalyan korku sinemasında iki önemli yapımda rol almış Tomas Arana (The Church ) ve David Brandon (Stagefright) bulunması yapımın kalitesini üste çekmesinde etken olmuş. Özel efektlerde ise Sergio Stivaletti yer almakta.
Filmin senaryosu ise zekice.
Korku filminde korku filmi yapımcılarını konu olarak onları kurban göstermek keyifli bir seyir ortaya çıkarmış. Filmde bir korku filmi setindeki çekimde başlıyor. Filmin yönetmenin ismi ise Vincent Omen :D . Başkahramanımızın ismi direk saygı duruşu lakabı ise filme ismini vermiş Prince of Terror. Senaryo icabı korkunun efendisi olan Vincent Omen, başarısının ortaklarından olan senaristi Paul Hillary ile yollarını ayırmasıyla başlıyor. Film başlarda duran ilerlese de finali olayı tamamlıyor. Unutmadan Omen’nin eşini canlandıran Carole André ise diğer oynadığı filmlere göre daha sıradan oyunculuğuyla göze batıyor.

Aslını söylemek gerekirse film yer yer A Blade In The Dark (1983) andırmasına rağmen yaratığı gerilim ve merak atmosferiyle izlenmesi gereken bir yapım.

Yazının yazarı Lord Magius

Swamp Of The Living Dead

  Filmimiz korkunç görünümlü bir kadının bataklıkta gezmesiyle başlar. Kadını izleyen Çita gene o yaşlı cadı bataklıkta gizlice dolanıyor de...